Yaşam

Her yönüyle k. İskender şiiri ve yeraltı edebiyatı

3 Temmuz 2019’da k’yi kaybettik. İskender’den sonra onun şiirlerine odaklanan birçok kitap yazıldı, dergilerde makaleler hazırlandı. peki, k. İskender’den sonra yazdığım bir yazıda 80’li yılların ortalarından itibaren hem hayatımızın hem de şiirimizin kabuk değiştirmeye çalıştığı kaotik bir ortamda şiir dünyamıza bir göktaşının çarparak şiirin mekanını sarstığından bahsetmiştim. . Bunu sadece yok etmekle kalmayıp yeni bir estetik algı yaratan ‘Çıplak Gerçekçilik’ olarak tanımlayabileceğimizi söyledim.

Kullandığım ‘Çıplak Gerçekçilik’ terimi, k. İskender, şiirinin en değerli özelliklerinden biri olan ‘parrhesia’ya, yani mutlak doğruluk ve dürüstlüğe atıfta bulundu. MÖ 5. yüzyıl ortası ve 5. yüzyıla ait Yunanca metinlerde görülen bu belirleyici özellik, 80’li yıllardan sonra gelişen yeraltı edebiyatı ile yeniden canlanmaya başlamıştır. değerli taşıyıcılarından biri k’dir. İskender’di. Asuman Susam da Notos dergisi tarafından hazırlanan k. Alexander, belgelerinde bu konuya değinmiş ve Foucault’nun parrhesia terimine yüklediği anlam ekseninde, k. İskender şiirine yaklaşmıştı.

Mart 2023’te yayınlanan ve Davet Kirrenci’nin imzasını taşıyan “Küçük İskender’in Şiirlerinde Yeraltı Edebiyatı ve Beatnik Kuşağı Etkisi” başlıklı kapsamlı çalışmada da benzer bir tespitin yapılmış olmasından memnunum. Elbette sadece bu değil, Dave Kirrenci’nin tespitleri. Öncelikle bu kitabın İskender’in şiirlerinin oldukça kapsamlı ve doğru analizlerini içerdiğini belirtmek gerekir. Kirrenci çok doğru bir yol izlemiş, önce yeraltı edebiyatının detaylı bir analizini yaparak mekanı oluşturmuş ve tabiri caizse sağlam bir temel atmıştır. Tıbbın karmaşık yapısının yanı sıra, Batı’da ve Türkiye’de farklı algılanması ve bazı kavramların herkesten farklı yorumlanması nedeniyle yerine oturtulamayan yer altı edebiyatını önce yerleştirmiş, ardından Beatnik edebiyatının özellikleri, kitabın ikinci ve üçüncü bölümlerinde ayrıntılı olarak ele alınmıştır. k’nin bir parçasını oluşturan İskender’in analizinde yaptığı tespitlerin her biri zaten yeraltı ve beatnik edebiyatı çerçevesinde anlaşılır hale geldi, yani taşa kazındı.

k. İSKENDER’İN ZİLLETLİ DİLİ VE BİR KARNAVAL ALANI OLARAK BEDENİ

Kıran, k. Alexander, şiirinin ‘abject’ kavramıyla ilişkisini ortaya koyar ve şiirlerin yarattığı ‘karnavalesk’ atmosfere değinir. Elbette bahsettiği daha birçok özellik var ama ben bu iki kavramın k’sıyım. İskender’in şiirini anlamak açısından birincil öneme sahip olduklarını düşündüğüm için kısaca onlardan bahsetmek istiyorum. Kelime anlamı olarak ‘iğrenç’ ve ‘utanç verici’ anlamına gelen Abject, vücuttan veya rastgele bir sistemden atılan kusurlu ve müsrif nesneler olarak tanımlanır. Hazcılığı şiirlerinin temel eksenine oturtan k. İskender şiirlerinde bilinçli olarak kan, sperm, bok, adet kanaması, irin, tümör, tümör gibi sefil nesnelere yer verir. Bunun temel nedenlerinden biri, abject nesnenin bedenin ötekileştirilmiş nesnesi olmasıdır. bire bir k. İskender’in şiirlerindeki özneler toplumun ötekileştirilmiş bireyleri olduğu için. Toplumun marjinalleştirdiğini ve vücudun marjinalleştirdiğini aynı şekilde kucaklıyoruz. İskender. Aynı zamanda iğrenç ve kusurlu hale gelen vücut sıvılarının dışarı atılması aynı zamanda sistemin dışına atılması anlamına da gelir. Bu tarafta k. İskender’in şiirinin değerli özelliklerinden biri olan ‘aşağılayıcı yazım’, Julia Kristeva’nın “The Powers of Fear/Essay on Abomination” adlı kitabında bahsettiği gibi ‘karşı-sistem’ olma özelliğinden dolayı katarsis niteliği kazanır. iğrençlik ile ve iğrençliğe karşı yeniden doğuşla eşdeğerdir. düşme. Aslında K. Alexander zaten “çünkü ben/ beni büyüten güç benim/ küflü kürsü/ çünkü ben/ beni büyüten güç benim/ çürümüş göğüs kafesim” demişti. Ayrıca, “Sistem yıkılmayı planlıyor/Kanlı dona üflüyorum” ve “İrin dolu cennet bahçelerinde dolaştığını…//ikinci olarak spermli siyah bir peçe/spermli siyah peçe/kara kurşun” demiştir. spermle”.

sadece k. İskender’in şiiri değil, genel olarak yeraltı edebiyatı bir carnavelex yapısına sahiptir. k. İskender’in şiiri ise ülkemiz edebiyatında en bariz ve baskın unsur olarak carnavelex unsurlarını kullanması ve dahası bedeni bir karnaval mekanına dönüştürmesi bakımından çok değerlidir ve bu özelliği muhtemelen en şiirinin belirgin özelliğidir. Kirenci, Bahtin’den yola çıkarak diyalojik çeşitlendirmeden, yani hiçbir yapının birbiriyle karışmaması ve başka bir farklı bütünlük yaratmaması anlamına gelir ve k. İskender de şiirlerini bu bağlamda ele alır. Kıran, k. İskender’in bir amaç tahtası olarak bedenini açmasının, diyalojik çeşitlenmenin sınırında olmasından kaynaklandığını söylüyor. Halim Şafak ise bir yazısında karnavalın bir pagan şöleni olduğunu belirterek, bedenin ve toprağın içkinliğini görünür kıldığını vurgular. k. İskender’in şiiri tam da bu noktada paganist bir yapı kurar ve bedeninin ikiliğini ortaya koyar. kısaca k. İskender, bir karnaval alanı olarak vücudunu halka açar.

Karnavalesk etki arttıkça aşağılanma etkisi daha görünür hale gelir k. İskender şiirinde. Kirrenci, aşağılanmanın etkisinin vücut deformasyonu ve vahşet ile birleştiğinde bazen nesnenin içindeki aşağılanmanın etkisini ortaya koyduğunu söylüyor. ayrıca k. İskender’in şiirlerinde gördüğümüz ani değişimler, farklı imgeler, hatta bazı duygu ve imgelerin bir bütün oluşturmayacak biçimde ortaya çıkması. Kirenci, İskender’in şiir âleminin bir karnaval mekânı olduğunu anlatır.

Anadile karşı yurtsuzlaşmış dilin dilini kullanması, üst kültüre karşı altkültür dilini kullanması ve ötekileştirilmişlerin sesi olmasıyla minör edebiyatın ülkemizdeki en değerli temsilcilerinden biri olduğunu söyleyebiliriz. İskender’e. Ayrıca Kırrenci, k. İskender’in şiir dilinin eril bir duyarlılığa sahip olmadığını, eril şiir formunun büyük bir anlayışında küçük bir duyarlılığa sahip olduğunu söyler ve klasik eril dile karşı cinsiyetten bağımsız bir dil kullandığını iddia eder. Kirrenci’nin bu konudaki kararlılığı bence tartışmalıdır. k. Alexander tuhaf bir dil ve imge dünyası inşa etti, ancak onun şiirsel dilinin cinsiyet ayrımı gözetmeyen bir dil olduğunu iddia edebileceğimizi sanmıyorum.

Sonuçta yeraltı edebiyatından ve beatnik edebiyatından bahsediyorsak iki dilin de eril olduğu gerçeğini kabul etmemiz gerekiyor. Kaldı ki yaygın heteroseksüel algıyı yıkmak için bedeni bilinçli olarak bir karnaval alanına dönüştürmek, tüm salgılarıyla ona sahip çıkmak ve silahlarıyla karşı saldırıya geçmek cinsiyetsiz bir dille mümkün olmamalıdır.

Kısaca Davet Kirenci’nin “Küçük İskender’in Şiirlerinde Yeraltı Edebiyatı ve Beatnik Kuşağı Etkisi” adlı kitabı hem k. Hem yeraltı edebiyatı hem de beatnik kuşağı İskender’in şiirlerini merak edenler ve bu konularda araştırma yapanlar için her zaman faydalı olacak bir başvuru kitabıdır.

haber-sebinkarahisar.com.tr

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu